27 Aralık 2009 Pazar

Seni Seviyorum


Puslu bir yolun tam ortasındaydı.Bir eline sigarasını tutuşturmuştu.Diğer elini de soğuktan cebine sıkıştırmıştı.Gözleri birini bekler gibiydi.Kasılmıştı yüzü, rüzgar her geçtiğinde derin bir nefes daha vuruyordu, sigarasına.Sanki bir vakti tamamlamak istiyordu.Bekliyordu, telaşsız ama bir o kadar da huzursuz.Arada yanına birkaç kişi uğramıştı.Kimiyle uzun kimiyle kısa konuştu ama her gelen bir birkaç soluk sigaradan daha fazla kalamıyordu yanında.O da her gidenin ardında hoşça kal diyordu.Çok belliydi hoş kalmalarını istediği.

Kısa geliş-gidişler alıyordu öteliyordu telaşını fakat halen bekliyordu.Bir eli cebinde bir eli sigarasında.

Yolun en sonuna bakıyordu.Bir göz kırpması dahi zaman kaybı gibi görünüyordu, ona.Devam etti beklemeye, betonu buz eden havada.Uzaktan bir karartı belirdi.Çok belli etmemeye çalışıyordu ama beklediğiydi gelen.Gözlerinde yıldızlar parlamaya başladı.En dokunaklı şarkının en sevilen nakaratı gibi tekrar ediyordu emanet edindiği kalp atışları.Ufaktan kızarmıştı da yanakları bütün puslu havaya inat.Bir kaç adım ilerledi göremiyordu halen gelenin yüzünü ama çok umutluydu.Apaçık ortadaydı.

Her adımında bin dolu umut beslerken bir taraftan da korkuyordu.Diğer gelip- gidenlere benzeyeceğinden.Ama engelleyemiyordu adımlamasını aralarındaki mesafeyi.O yaklaştıkça artan kalp atışlarıyla gördü o yüzü.Gözleri mayısın tam ortasında açan leylaklar kadar yürek okşayıcıydı.Elleri martıların ince boynu kadar narin saçları siyahında kötülükleri öldüren bir pelerin gibiydi.Bütün pusun ortasına güneş doğmuştu.Baktılar birbirlerine,hiç bitmeyen bir gaz lambası gibi titriyorlardı.Üşümek değildi dertleri, yakıyordu bir şey iki bedeni.

Cebine tıkıştırdığı elini çıkardı ,sigarasını ayak ucuna bıraktı.Gözlerini hiç ayırmadan gelenden, ilerliyordu, ufak ama seri adımlarla.Neredeyse yüz yüzelerdi.Yaşından fazla sertleşmiş, her çiziğine bir yaşğdırmış, iki yüz artık karşı karşıyalardı.Nefesleri birbirlerinin bedenlerini ısıtıyordu.Hiç ayırmıyorlardı gözlerini birbirlerinin gözlerindeki kendilerinden.Onlar göz göze gönül gönülleyken dağılıyordu bütün puslu hava, gök yüzünde martılar ekmek davası görüyor.Toprak gökle, barışıyordu.Filiz filiz, umut umut leylaklar yeşeriyordu dört bir yanından toprağın.Newroz sevincinde, Kawa’nın* özgürlük ateşine söylenen türküler işitiliyordu her bir yandan.Tam o anda halen donmuşken bakışları aynı anda söylediler o en kutsal yemini ‘’ seni seviyorum’’.

ŞERWAN

27.12.2009

05:54

Mecidiyeköy-İstanbul

· Kawa; baharın ilk gününde beye isyan ederek halkının hakkını savunan bir efsane kahramanıdır.

12 Nisan 2009 Pazar


Gözlerim kapalıyken,

kalbimin yerini bilmek gibi bir şey

senin hayatımdaki yerini bilmek.

Dokunmadan hiç bir şeye,

hayatıma yer etmen.

Yıldızlara dokunmadan,

inciltmeden izlemek gibi,

seni izlemek.

Her düşen takvim yaprağı gibi,

akıp da gitmemen benden

işte böyle bir şey

gözlerim kapanırken ölmek...
MAZLUM ÇAĞRI ŞERWAN YILDIRIM
13.04.09
04:23
İstanbul-Mecidiyeköy

19 Nisan 2008 Cumartesi

'ben' VE 'sen'

Şimdi basık bir bahar havası,
Her yandan kararmış gök yüzü,
Avuçlarım yangın yeri.
Bulutlar kadar karışıktır sana dair her şey…
İçimde söyleyemediklerimin acısı,
Dilimde söylediklerimin ki…
Zamansız sevmenin akıl alamaz ahmaklığı,
Avutulmuş beklentilerinin gölgesinde ,
Zırhı düşmüş,korumazsız,aciz ben
‘Sen’ diyemeden yaşadığım ‘sensiz’ sevdaları yüklenmiş,
Hayatının bütün baharları habersiz bitmiş
Renkleri solmuş, ben
‘sensiz’ ben
‘ben’ i hak etmeyen sen …

AĞRI

Kimse bilemez Ağrı’nın yalnızlığını
Her kaval sesinde dökülür,
Ağrının göz yaşları
Soğuk rüzgarlarının titrettiği kalpler kadar kederlidir Ağrı
Ateşine gömmüştür öfkesini.
Vermez aldığını Ağrı…
Hiç bahar görmez ağrı
eteklerine sığdırdığı umutlar hariç
Hiç erimez karı
Heybetinde vurur bütün yaraları
Hiç sevdalanmaz Ağrı
Kaderidir yalnızlık.
Hiç tutsak olmaz Ağrı,
Üzerine yazılan türküler kadar
Bulutlara değen başı kadar
Rüzgarının ulaştığı yerler kadar
Adı kadar,özgürdür… AĞRI !



ŞERWAN
samatya-İstanbul
14.04.08

20 Mart 2008 Perşembe



İyi ki varsın…
İyi ki kaplıyorsun kalbimde bu kadar yer.
En sıkıntılı anım,
Siliyor bütün kasvetini,hayatın.
Papatya kokun,
Yıldız konmuş gözlerin.
Ve sen iyi ki varsın,
Güneş gülüşünde yandığım…


ŞERWAN


20.03.2008


00:59




O ÇOCUK
Öptü bugün kara gözlerinden.
Dokundu yalnızlığına.
Yağmur yemiş küçük çocuk sürgündü artık yurdundan.
Çok yol almıştı,ama halen yolcuydu.Çok liman görmüştü ama halen denizdi
O küçük yağmur yemiş, toprak kokmuş çocuk bugün öldü…
Bıraktı çocukluğu, gördü yalnızlığı gördü kanatlarının kırıldığını…
Hayata,çocukluğuna dair olanları bile.
Hiç büyümemiş çocuktu o, ama bugün büyüdü.Ailesiz,sevgilisiz kaldı bugün.
Sığınacak yoktu yeri, kendinden ve yaşlarından başka.
Düşündü, istemeden büyüyen yağmur yemiş, toprak kokmuş çocuk.
Ne kadar kalabalık o kadar yalnızlıkmış aslında.
Ne kadar iyi o kadar kötüymüş...
Bugün öptü kara gözlerinden.
Ne kadar dokundu yalnızlığına.
Bir türkü tutturdu.
Yağmur , İstanbul ve türküsü.
Toprak kokmadan, fırtınalar yurt etmeden göğsünü ,gözleri yıldızlara bakmadan yürüyordu.
İşte o çocuk bugün öldü…
ŞERWAN
20.03.2008
00:42

3 Mart 2008 Pazartesi



‘’O’’ an


Bak yine tutuldu dilim
Konuşamıyorum uzaklara dalıyor gözlerim
Korkuyorum hata yapmaktan,
Ya yoksa bendeki sen kadar ,ben sende?

Zaman tanımak istiyorum kendime,
Sana,
Ya o zaman bitiğinde sen yoksan?
İşte bundan o ellisinde memur dalgınlığım
İşte bundan soğuk buz ,beton bakışlarım.

Kaçıramıyorum bazen
takılıyor o ay yüzüne bakışlarım
Tüm kanım çekiliyor ayaklarımdan suratıma
Hele sende bakarsan o an…
Tek tek ele geçiriyor bedenimi bütün korkularım
İşte gidiyor bütün ben benden,
Yok oluyor zaman ,
Eriyor her şey.
Bir ben kalıyorum birde o tatlı gözlerin
Sonrası yok işte,
O an
ve bitince…
Her şey sil baştan…


ŞERWAN
01.36
04.03.08

2 Mart 2008 Pazar

BÜYÜYEN BAVULDAN SES VAR12 Ocak 2008
Yeri geldiğinde kabullenmeli her şeyi.
Alıp bavulunu çekip gitmeli susuz topraklardan.
Uzun ve yorucu bir maratonu yarıda kesmeli bazen ,
yarısında mı sonunda mı ,ne oldugunu bilmeden.
Sabahın dördünde ağlayıp sarsılmalı yüzleşmeli yaşamla.
Çalan şarkıların hislere tercüman olduğu görülsede tesadüf olduğunu farkına varmalı bazen.
Hayatı cümlelere indirgememeli
Büyümeli bazen.
Kalbi beyine nakledip bitkisel hayatta kalmak lazım bir kac sene.
Uyanıldıgında görmeli gercekleri ve anlatmalı insanlara.
Hediyeler sunmalı yaşama sorgusuzca.
Kırıntı filmlerinden kalma çocuklarla elele yaşanmalı bazen
Bazen aşkın çözemediği yerlere el uzatmalı
Çıkıp susuz yurda gece yarısı kücük bir el feneriyle kayan her yıldızda dilek tutmalı
Ateş yakmalı sırtlarda
akşamüstü saat beşte yağmaya başlayan dolunun sesini,çatısı sactan yapılmış evlerin birinde dinlemeli
sobada pişen çayı içerken yağmura ayak uydurmaya çalışan közde patatesleri izlemek lazım
sonra yalnızlığa gömülmeli ve gaz lambası eşliginde yazı yazmalı,kitap okumalı
ateş başında tek yürek olmuş insanların arasına karışıp “ben sadece” şarkıları söylemeli şair ceketli çocuktan…
insan her daim yaratmalı
ama önce bilmeli gerçeği..
Hayatının merkezine giden yolu kesfetmeli,sorgulamalı
Acı çekmeliki kısa yolu kaybetsin
Kara kız olup vurmalı kendini ülkeden ülkeye tanrıyı bulmak için
ve sonunda gözbebeklerinde görmeli tanrıyı.
İnsan sonsuz olmalı yeri geldiğinde
Sıfıra bölüp eksiyle çarpmalı kendini ve aşka eşitlemeli
hayata matematiksel bakmalı
kaybetmemeli bakışların donukluğundan
bazen dibine kadar sevmeli insan
bazen karşıdaki insanın sevgisine cevap vermeli
bazende belirsizlikler ortasında bir köşeye çekilip beklemekten vazgeçmeli….
Umut etmeli insan aşırıya kaçmadan
Sonsuz çarpı sonszu eşittir kalp olmalı bazen
Peynir tadında olan aşklarda hatırlanmalı şekerler
Yeri geldiğinde bavulunu alınıp gitmeli insan..
Büyümeli….
NANAL(12,01,2008-04,42)
Farklı pencerelerden ortak hayallere baktığımız,İsmini yaşayan NEŞE arkadaşımın sitesi...
http://nanal.godlessfrog.com/